Ülkü Menşure Solak

14.10.2021

2018’de Rusya Federasyonu’na bağlı Çeçenistan Cumhuriyeti ve İnguşetya Cumhuriyeti temsilcileri arasında, İnguşetya’nın bir kısım topraklarının Çeçenistan’a devredilmesi ve eşit miktarda Çeçen topraklarının da İnguşetya’ya verilmesi ile ilgili bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın yasalaşma sürecinde ilk etabı geçebilmesi için İnguş milletvekillerinin oylarına ihtiyaç vardı. Oy kullanan 25 vekilin 17sinin “evet” oyu verdiği görülüyor olsa da, protestocular arasındaki 5 milletvekili 15 vekilin “hayır” oyu kullandığını iddia ediyorlar.  Her ne olduysa, hileli veya hilesiz, bir şekilde bu anlaşma yasalaştı. Çok uzun zaman önce başlayan toprak sorununda bu, İnguşlar için çetin bir mücadelenin başlangıcıydı.

İnguş hak savunucuları konuyu mahkemeye taşıdılar ve bir kısmı sit alanı olmasına rağmen, üzerinde iş makinaları gezinen topraklardaki bu uygulamanın referandum olmadan yapılamayacağını iddia ettiler. Mahkeme, anlaşmanın Rusya Federasyonu kanunlarına uygun olduğu ve halkın görüşüne gerek olmadığı kararını verdi. Bilinen ilk büyük çaplı eylem, 26 Mart 2019’da anlaşmanın onaylandığı tarihte, televizyon binası önünde yapıldı ve kimi kaynaklara göre iki bin, kimilerine göre ise otuz bin kişi bu eyleme katıldı. Alan tamamen polisle çevriliydi ve mobil ağ bağlantıları kesilmiş, alandaki eylemciler dünyadan izole edilmişti. Bütün gece alanda kalan İnguş eylemciler 27 Mart’ta eylemi süresiz ilan ettiler. Aynı gün sabah saat 5’te polis müdahalesiyle karşılaştılar ve küçük çaplı arbedeler yaşandı. Rusya Federasyonu’nun başka bölgelerinden gelmiş olan polisle göstericiler arasında çıkan gerginlikte polisin havaya ateş açtığı, eylemcilerinse bazı maddeleri polise fırlattığı biliniyor. İnguşetya devlet yetkilileri bu olaydan sonra, yapılacak eylemlere resmen izin verdiklerini duyurdular. Bu izin, topluluğun dağılmasına neden oldu fakat 26 Mart eylemi, neredeyse bütün davaların temelini oluşturduğu için önemli.

Eylemlere liderlik ettiği ifade edilen "İnguşetya'nın Desteği" halk hareketinin başkanı Elder Akhmed Barakhoev, Barakh Chemurziev ve yardımcısı Musa Malsagov hakkında, bildirim yapmaksızın eylem organize etmekten 10 gün idari tutuklama kararı verildi. Bugünse bu insanlar, bahsi geçen “izinsiz eylem yapma” suçlamasına ek olarak, aşırılıkçı örgüt üyesi olmak, kolluk kuvvetlerine şiddet uygulamak ve şiddeti teşvik etmekle suçlanıyorlar. Bir şekilde protestoya neden olan rahatsızlıkları dile getiren ve öyle ya da böyle protestonun bir parçası olan herkese ders vermeyi amaçlayan bu dava en başından beri İnguşetya dışında görülüyor. Tutuklananlar Stavropol, Kuzey Osetya ve Kabardey-Balkar'daki tecrit koğuşlarında tutuldu. Tüm sanıklara dair davalarda yetki başka bölge mahkemelerine verildi. Bunun da yine tamamen tesadüf olduğuna inanmak güç. Barakhoev, Chemurziev ve Malsagov olaydan sonra iki ay Nalçik’te tutuklu olarak kaldılar. Bu süre zarfında Adiğe halkı önderleri, kardeş İnguş halkının fertlerinin Nalçik’te kötü muameleye maruz kalmayacağı konusunda yetkililerle sürekli görüşmeler yaptı ve İnguş eylemcilerin, insan hakları ihlalleriyle ünlenmiş Rusya Fedarasyonu hapishanelerinde zarar görmesini engellemek için ellerinden geleni ortaya koydular. Barakhoev, Chemurzaev ve Malsagov’la birlikte ilk etapta gözaltına alınan kişi sayısı 58’di. Bazı tutuklular bir süre ortadan kaybedildiler. İnsan hakları savunucuları ve İnguş halkının ısrarlı takibiyle yerleri belirlenen protestocuların kimileri kısa süreli açlık grevleri yaptılar. 

Tutuklananlardan biri de Memorial’ın eski başkan yardımcısı Zarifa Sautieva’ydı. Zarifa 12 Temmuz 2019’da izin alınmış olduğu halde “izinsiz” olduğu iddia edilen bir gösteride polise şiddet uygulamak ve şiddeti organize etmekle suçlandı. Buna dair herhangi bir delil sunamayan iddia makamına destek, yeni bir suçlama ile geldi ve Zarifa 16 Ocak 2020’de aşırılıkçı örgüt üyesi olmakla suçlandı. Bahsedilen bu “aşırılıkçı” örgüt, İnguş Ulusal Birlik Komitesi’dir. Bu eylemlerden sonra, dayanışma amaçlı kurulmuş bir sosyal yapıdır.

Zarifa’nın haksız yere tutuklanmasının dışında, tutukluluk süreçlerinde uğradığı hak ihlalleri, maksadın yargılamak olmadığını açıkça gözler önüne seriyor. Psikiyatrik sağlık kontrollerinin yapılması için sevkini beklediği sırada, bir araçta yarım metre karelik bir hücrede yemek ve su verilmeksizin 9 saat tutulmuştu. Bu kontrole apar topar, hiçbir eşya almadan, geri döneceğini düşünerek giden Zarifa, sağlık kontrolünden sonra bilinmeyen bir yere götürüldü ve tıpkı Aslan Çerkesov gibi kaybedildi. Şeker hastası olan Zarifa’nın ilaçları 17 gün boyunca kendisine verilmedi ve çoğu zaman, domuz eti gibi yemesi mümkün olmayan yiyecekler verilerek bir şekilde aç bırakıldı. Islak, küflü ve soğuk bir bodrum hücresinde tutulan Zarifa’nın sağlığı her gün daha da kötüye gidiyordu. Zarifa 10 Mart 2021’e kadar kötü koşullarda tutuklu olarak yargılandı. Zaman zaman koşullarının iyileştirilmesini talep etti, açlık grevi yaptı. 10 Martta ev hapsi kararı verildi fakat bir hafta sonra tekrar gözaltına alındı.

Aslında mesele, Sovyetlerin husumet çıkartıp yönetme politikasından kaynaklanan bir toprak sorununun nasıl devam ettiği veya Rusya Federasyonu’na bağlı iki devletin arasındaki toprak alışverişi değil. Protestocuların yargılanıyor olması da değil. Burada esas sorun, devlet görevlisine şiddet uygulamak ve şiddeti teşvik etmekle suçlanan bu insanların, video kayıtlarında tam aksine şiddeti durdurmak amacıyla çaba harcadıklarının açık açık görülmesine rağmen, ısrarla hapsedilmek istenmeleri.

Bu dava, bu açıdan daha önce karşılaştığımız uyuşturucu kumpaslarından çok da farklı değil. Memorial İnsan Hakları Merkezi, 27 Mart 2019 sabahı Magas'ta protestocular ve güvenlik görevlileri arasında yaşanan arbedenin koşullarını ayrıntılı olarak inceledi.  Şiddet uygulandığı iddia edilen saatlerde meydanda birkaç yüz protestocu kalmıştı. Kimseye saldırmadılar, kamu düzenini tehdit etmediler, araçların geçişine veya devlet görevlilerinin çalışmalarına da müdahale etmediler. Mitingin kararlaştırılan saatinin sonunda konuşmacıların konuşmaları bile durdu. Barışçıl muhalefet eylemcilerinin şiddet kullanarak dağıtılması için hiçbir yasal dayanak yoktu. Ancak sabahın erken saatlerinde görevli polisler, insanları meydandan çıkarmaya çalıştılar.

Memorial avukatları, ceza davasının belgelerini ve olayların koşullarını inceledikten sonra, muhalefet liderlerinin şiddeti organize etmedikleri ve bununla ilgili suçlamalarının asılsız olduğu sonucuna vardılar. Bu, iddia makamınca da fark edilen bir gerçekti ve hemen akabinde yeni bir ceza davası açılarak tutuklular aşırıcılıkla suçlandı. 

Memorial 16 Ocak 2020’de yaptığı açıklamada şöyle diyor: “Hiç şüphe yok ki İnguş davasını kurgulayanların ana hedefi, cumhuriyetteki protesto hareketini kesmek ve Rusya'nın diğer bölgelerine“ ders vermektir... Bu, meşru kamu faaliyetlerini bastırmaya yönelik bir başka adımdır. Sadece İnguşetya sakinlerinin değil, aynı zamanda tüm Rus vatandaşlarının hak ve özgürlükleri söz konusudur.”  

Memorial, masumiyetin açık delillerine rağmen ceza davalarının sürüyor olması nedeniyle tutuklu 9 aktivisti siyasi mahkum olarak kabul ettiğini açıkladı.

İnsan hakları savunucularının “haysiyet davası” olarak nitelendirdikleri bu davalar silsilesi sırasında 2016’da kurulmuş bir STK olan İnguş Teip Konseyi kapatıldı. Yaklaşık 300 kişi hakkında soruşturma açıldı. 40 iş yeri arandı ve çeşitli yaptırımlara tabi tutuldu. Halkın bulunduğu alanda ateş açmayı reddeden 13 polis görevden alındı, aralarında 70 yaşında insanların da bulunduğu 48 protestocu, 1 yıl 2 ay ila her bir dava için 10 yıl arasında ceza istemiyle yargılandılar. En son gözaltı 13 Mart 2021 tarihinde yapıldı. Her an yeni isimlerin eklenmekte olduğu davalarda 34 kişi ceza aldı. Bazıları cezasını tamamladı, bazıları ise halen cezaevinde. 9 önde gelen isim ise halen yargılanıyor ve zaman zaman hak ihlallerine maruz kalıyorlar. Bu isimlere ve yaşadıklarına dair daha ayrıntılı bilgi için aşağıdaki kaynakları okuyabilirsiniz:

https://memohrc.org/ru/special-projects/delo-ingushskoy-oppozicii

https://ovdinfo.org/story/protesty-v-ingushetii

https://www.yabloko.ru/cat-news/2021/07/22

https://www.kavkaz-uzel.eu/articles/326282/

Son günlerde Rusya Federasyonu’nun farklı bölgelerinde cezaevlerinde yaşanan vahşete dair videolar, işkenceye dayanamayan mahkumların topluca intihar girişimlerine ilişkin haberler insan haklarının korunmasına dair endişelerimizi artırıyor.  Aktivistlerin gündemde kalmaları, unutulup gitmemeleri ve kamuoyunun farkındalığının korunması, bu süreçten sağlıklı ve sağlam bir biçimde çıkabilmelerinin tek yolu… Adını anmadığımız, sesi olmadığımız her insanın yaşayacakları, vicdanımızda kara birer leke olarak kalacaktır. Bu yüzden temel bir insan hakkı olan protesto hakkını barışçıl bir biçimde kullanan tanınmış STK üyeleri ve yöneticileri olan bu insanlara, insanlarımıza karşı olan vicdani sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Davayı ve hapishane koşullarını insan hakları örgütleri ve hukukçularla beraber takip ediyoruz ve bir an önce gerçeğin ortaya çıkmasını diliyoruz.